0

Kavga Yoldaşı'ma

by kuzeys 12. Temmuz 2010 07:27

Kavga Yoldaşı'ma
isimsiz bir serüvenciye

 

17'sinde düşmüştük yollara;
doğan güneşi selamlardık her hecenin sabahında;
bir aşka bakar onu anlamaya sarmaya çalışırdık..
slogan seslerinin altındaki ezgilerde...

Korkularımız daha çömdü..
eziliyordu sevincimizin, umudumuz altında..
Kaybedilecek şeyi olanlar düşmesin yola diye sesleniyordu..
Ajitör yoldaşlar..

 

Yoktuda..Sevdamızdan öte bir şeyimiz..
bir yoldaşın sıcaklığından gözlerinin karasından
başka neyimiz vardı ki..

Maviye çalardı gözlerimiz;
Düş'se bile kavgada düşer diyorduk gecenin ortasında
yıldırım gibi çakmak, çakmak çakan gözlerimiz..

Zippoydu.. Sönmezdi.. Bir derin nefes .. Bir içten küfür..
Kavga.. Sokaklar isyanda..
Havada ki benzin kokusu... Hücremde ki nem kokusu..
Siliniyordu baharın gelişiyle..

Durmak yok ! Zaten; daha çok yolumuz var..
Yoldaşlarla halaya durup..
Bir gece ansızın haydarpaşa tren garından
usulca süzülüp anadolu ekspresiyle
yitik ülkenin bereketli topraklarına...

No Passaran!
İşçiler birleşin.. Proleter Bir Devrimin Neferleriyiz... Biz..
Bölge Komünist Partisinin..Genç Komsomollarıyız..
Newroz Ateşini getirdik sizlere..
Hep birlikte etrafında ısınalım..
Şölenlere duralım diye..düşecektik..yolllara..
Dünyayı Anadoludan Sarsacaktık Yoldaş!

Yoldaş sen...

Uykusuz gecelerimizde, rotasyonların korkusuyla..
Yarım kalan eylemlilik planlarımızda kaldın...
Yol yöntem araç ilişkilerinin arasında sıkışan..
Olanaklarda kaldın ...
Oysa bizim işimiz olanasızlıklar içinden
olanak çıkarmaktı...

Kuşlamalar,pullamalar,yazılamar yapacaktık...
Meşaleler altında yoldaş eylemlilikler düzenleyip...
Bomba gibi düşen pankartlar asacaktık...
Gecenin karasında..Düşlerimiz maviye çalarken..
Ne yapmalı yı defalarca kez okuduktan sonra..
Her seferinde raporlar yazacaktık...
Bir yandan Nazım Yoldaşı anıp..
Yaşamaya Dair'i okuyacaktık..
Yoldaş Sen;
70'inde bile deyişlerimizde kaldın..

Kızıl toplantılara.. Ölesiye hazırlanıp..
Yukarıdan gelen selamlara cevap verip..
Biz'de geliyoruz.. Bekleyin yoldaşlar!
Daha polit" büro var..
delirmedik biz
deyişlerimizde kaldın...

Yoldaş Sen; Boğazına saplanan fünyenin........
Soluğunu kesişinde kaldın......
Ölümlerde değil yoldaş.. ihanetler de kaldın..
Sen...
Düşlerimize karabasan olanların çizgisinde kaldın..
Sus..Bomba Sus..
Yoldaş Ben... Sende kaldım..

 

Tags: , , ,

denemeler

0

Sofu Düş'ümler

by kuzeys 12. Temmuz 2010 07:20

Sofu Düş'ümler

elleri çüklerinde gezen adamlar gibi,
gözü uçkurunda yaşayan bir kadın
kadının gözlerinde bir perde
perdenin arkasında ab-ı hayat..

gel görki tanrı çoktandır
kilit vurmuş sahneye
anahtarı gayri müslim bir melekte..

yel aldı götürdü
yetiş bakalım yetişebilir' sen..


ah sen !
günah çıkaran sözlerin bir yana dursun
bu yiğit
bu sırça
bu mandaval orduları yokmu
iyiliğin
beyaz bir çarşafın
söküğünden bakarlar dünyaya..

toz ile pembenin buluştuğu
bir aralıkta
kızıl bir gezegendir venüs
onlar için..
yeşeren düş'lerden
toprağa düş'en bir cemre gibi..
ya görülür
yada görülmez..


ah siz!
İstemsiz sevinçleri kırbaçlayan
kör olası
edep haya uslanma bilmez
şeytanlarım..

yoktur
örf adet gören
usul erkan bilen
görücü düşlerin gölgesinde..
kurumuş dudakları kemirmek kadar
sıkıcı bir şey daha.
ne sabah olur,ne de gece
isteksiz katlanışlar ve yakarışların
manzumeleriyle inlesede dünya
aratır en dandik sokak orospusunun
ciklet çiğneyişin seslerini..
dünyanın her tur atışında
daha çok sarılır insan
yalana ve riyaya..

Oysa
aşk ve tutku işlemeli bir bornozla girmeli
insan odaya..


O vakit yer göğe, gökte yere karışmadan
çok sesli bir ezgi kaplar gök kubbeyi
ve şeytan secde eder insana..

 

Tags: ,

denemeler

0

İvedi(K)

by kuzeys 12. Temmuz 2010 07:13

İvedi(K)


Gece, güne karasını çalarken, vakit henüz erkendi. Maviye, yeşile çalan gökyüzü, utancından kızıllaşıyordu. Şehrin adımları, olur olmaz her yerde koşuştururken, korna sesleri betonarme yapılara çarpıp gök gürültüsü gibi çöküyordu evlerimize. Duasına çıkılan yağmurlar, yağmayı bekliyordu şehre sokulmamış evlerin üzerlerine. Ve gün tinsel bir seremoni ile batarken şehrin kıyısında âşıklar için, İşçi Recep vardiyasından çıkıyordu.
Vakit henüz daha çok erkendi !;


vardiyasından çıkıp evine dönmeye hazırlanan Recep'in vakur bir şekilde proleter tabanları ile esnaf ziyareti yaptıktan sonra salaş bir meyhanede iki tek atıp neşelenmesi için. Vardiyası dakikalar önce bitmiş olmasına rağmen, kapının önüne gelen ayakları beton gibi kaskatı kesilmişti. Günün tüm telaşını ve koşuşturmasını neşter gibi kesip atan fabrika zilinin çalması, Recep'i derin bir çaresizliğe boğmuştu. Ömrün muhasebesini yapmayan Recep, bir ayın muhasebesini yaparken buldu kendini kapının önünde. Bir aylık muhasebe mi yoksa kapının önünde bulunmak mı, ürküttü Recep’i bilinmez ama kurumuş ter kokusunu sigara dumanına katarak hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Her akşam onu mahallesine götüren adımları bu akşam onu ters bir istikamete doğru yöneltti. Mahallesinden uzaklaşan Recep her adımda daha çok yaklaştı kaçtığı şeye ve kendini vitrinlerin arasında dolaşan kalabalığın içerisinde buldu. Şehir öylesine hareketli ve hızlı akıyordu ki şehrin caddelerini panayır yerinden ayıran tek şey, orada bir panayırın bulunmayışı ve bunun günlük bir koşuşturma olmasıydı. Herkes görmek istediklerini, görerek çarpmadan ama birbirine sürtünerek ilerliyordu. Yoksul sokakların sefaletini unutan ve bir an için de olsa kafasını dağıtan Recep şehrin ışıklarını ve ışıltılı vitrinlerini seyre daldı. Göz kamaştırıcı, insanın içini açan eşyalara bakıp, bunu yoldan geçen insanların renkliliğiyle süsleyen Recep, etrafındaki aldırmazlığı görünce, fundalıklardan süzülen esintiler kadar olmasa da, günün çaresizliği karşısında bir serinlik hisseti. Şehrin büyüsüne kapılan Recep, günlük sorunlardan uzaklaşıp, insan içine çıkmanın vermiş olduğu rahatlıkla, bu şaşalı hengâmeyi seyre dalıp turlarken, ertesi gün düzenlenecek miting için şehre giren bir partinin konvoyunu ve konvoyun hemen önündeki otobüsün içerisindeki şişman politikacıları gördü.


Gürültü ve coşkulu seslenişlerin yükseldiği konvoydan, cennetten direk müstakil tapulu toprak satışı vaatlerini işiten Recep, yoksul mahallesinin kara saçlı, kömür gözlü çocuklarını, umudun şarjörüne mermi koyan bildirilerini düşünmeden önce, öğle yemeği sonrası muhasebe ile yaptığı görüşmeyi hatırladı. Piyasadaki sıkıntılar yüzünden patronun bankaya işletsin diye verdiği ve alamadığı repo paralarının şirkete daha ulaşmamış olması ve avans için istemiş olduğu birazcık parayı da, patronun şehir dışından gelen misafirler için bütçe olarak ayırdığını işittiği anı düşündü. Öğlen yediği tokat değil ama şimdi bu kalın enseli, gür sesli, coşkulu adamları görünce bu tokat, onun puslu düş ile gerçek arasında yaratmış olduğu bir an'ı silme tokat dağıtmıştı. Zamanın eğretisi içinde gerçeklerin tahakkümüne maruz kalmıştı Recep. Dededen kalma bir söz, geçmişin derinliklerinden çıkıp "Eğreti eşeğe binen tez iner." diye seslenip, onu tekrar mahallesine yöneltti. Dönüş yolunda, biraz önce tüm albenisi ile onu etkileyen şehrin ışıkları ve ışıltılı vitrinleri ona bir cam kadar yakın olup bir yıldız kadar uzak gelmeye başlamıştı. Şehir tüm büyüsünü yitirmişti artık. Gün, geceye tutsak düşmüştü. Ve Recep'in yorgun bedeni varlığını öylesine hissettirmeye başlamıştı ki, ilk ses şişen ayaklarından geliyordu. Kendinden çok uzun zaman önce vazgeçen Recep, homurdanan vücuduna bakıp gülümsedi ve bu sesi kendine daha tanıdık kabul edip, günün ilk samimi gülümseyişinin içerisinde derin ve kadim bir duygu hisseti. Evine dönmek için yöneldiği yolda, Puslu düş'ü ile vedalaşmak için arkasına bakıp keyiflenmeye çalıştığı sırada, elini bir dal sigara almak için cebine uzatınca, yoksul cebinden karısı Fatma, kızı Ayşe ve oğlu Hasan için çıkan faturaları görünce, düğüm düğüm olan boğazına inat, bir küfür salladı dünyaya içten içe. Yutkusunu, o gün bu gün, Recep'(ler) dışında kimsecikler unutmaz.

Tags: , ,

denemeler

0

Bacchus'un asası

by kuzeys 12. Temmuz 2010 06:57

Bir sürü tanrı, oturmuşlar,
kurulmuşlar hepsi bir sofraya,
herbiri kendi köşesinde,
pay ederken bu evreni...
Değmezken birin eli, diğerin eline;
yinede tutamaz diğeri,
birinin eli olmadan
kendi elini...

 

Tags: , , ,

denemeler