1

nâzım hikmet/pirayeme rubailer/ nâzım ile pirâye

by kuzeys 30. Temmuz 2010 09:49

"sevgilimin hayâli dile geldi aynanın üzerinde:
'-o yok, ben varım-' dedi bana günün birinde.
vurdum, düştü, parçalandı ayna, kayboldu hayâl
ve lâkin çok şükür sevgilim duruyor yerli yerinde..."

Tags: , ,

seçkiler

0

değişen ne

by kuzeys 27. Temmuz 2010 06:20

bugünün en ilginç haberi anayasa değişikliği için referanduma hazırlandığımız şu günlerde değişen zihniyetimizi simgeleyen hürriyet gazetesinde okuduğum şu başlık olsa gerek. +18 bakmasanızda olur

Çevik Kuvvet’e toplumsal olaylar için yeni silah

Kanunların hukuk sayıldığı ülkemizde, yöneticilerimiz tarihe altın harflerle adını kazımak için canla başla çabalarken  toplumun temel unsurları olan bireyleri ve düşünceleri susturabilmek için milli servetimizi silah tüccarlarına peşkeş çekiyorlar. Üstelik bunu yaparken terörü, açlığı yoksulluğu, bize zaman kaybettiren sorunları bitireceğiz deyip alanlarda kendilerini boy boy gösterip naralar atıyorlar.

gülsem mi ağlasam mı yahut inadına isyan mı etsem bilemiyorum ama;

bildiğim şu ki, bir toplum sözleşmesi yani sizlerin deyimi ile ana yasa, devleti değil o devleti kuran toplumu temsil etmeli, edebilmeli.. Siz toplumu kapsayan bir anayasa hazırladığınız söylüyorsunuz ve ardından özel ordu ve kolluk kuvvetleri kurarak, çağdaş türk polisi çığlıkları altında emniyet teşkilatını silahlandırıyorsunuz. Üstelik tüm sorunların yoksulluktan, eğitimsizlikten ve bağımsızlığımızı kazanamadığımızdan olduğunu çok iyi bile bile halkın parasıyla halk'ın düşüncelerine karşı silahlanıyorsunuz. Siz alanlarda, televizyonlarda ne derseniz deyin;

Ben anlıyorum ki tüm konuşma ve haraketlerinizden siz halktan ve halkın tüm sorunlarından korkuyorsunuz.

 

Tags: ,

apolitika

0

aşk ve insan

by kuzeys 24. Temmuz 2010 12:11

Belki de, bir tufandır aşk.
olur zamanların yıkımını
olmaz zamanların yeniden inşasını
müjdeleyen.

endorfim kokulu rüzgarlarla
dünyamıza katışan
bir duygu sarmalıda olabilir aşk.

kendi içsel döngüsünde
sürekli başkalaşan, farklılaşan
ve bunu tekrarlamaktan sıkılmayan
bir devinimde olabilir aşk.

serontin yoksunu zihinlerinde
biraz testesteron ve oksitosin
olsada aşk;
Bilinen bütün anlamların ötesinde,
yaramaz bir çocuğun bitmek,
tükenmek bilmeyen
kayıtsız şartsız kaygısız
manidar olmayıp
mecaz hiç olmayan
isteğide olabilir aşk.

Tags: ,

döküntüler

0

yağmur deyince

by kuzeys 24. Temmuz 2010 12:09

yağmur deyince;
teninden taşan, ter kokulu damlacıklar
geliyor aklıma.gecenin ıslaklığında.


yağmur deyince;
çiğ esintili yürüyüşler de,
rıhtıma sokulan evsizler ve
gökkubbede süzülen,düşperest martıların
çığlıklar içerisinde,
rüzgarla oynaşmaları
geliyor aklıma.

yağmur deyince;
göğün uc bucak bilmez esaretinden kaçıp,
toprak ana'nın nedametine sığınıp,
yüzümüze serpişen damlacıkların
şaşkın adımlarımızın ürkekliğinde,
tenimize buğz edişi
geliyor aklıma.


yağmur deyince;
tanrı'sını yitirmiş bir keşiş'in
şehrin kıyılarına vurup
hüzünlü harmoniler eşliğinde
dalgakıranlarda mızıkasını çaldığı
geliyor aklıma.

ne yalan söyleyeyim:
yağmur deyince aklıma sen geliyorsun.

Tags: ,

döküntüler

0

Elif Şafak aşk

by kuzeys 21. Temmuz 2010 10:22

"AŞK'ın hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır, merkezinde,
ya da dışındasındır, hasretinde..."

"Nehir alışkındır karmaşaya, deli dolu akışa. Zaten çağlamak için bahane arar ya, hızlı yaşar, çabuk taşar. Atılan taşı içine alır;benimser, sindirir ve sonra da unutur kolaylıkla. Karışıklık onun doğasında var, ne de olsa. Ha bir eksik ha bir fazla.

Gel gelelim göl hazır değildir böyle aniden dalgalanmaya. Tek bir taş bile yeter onu altüst etmeye, ta dibinden sarsmaya. Göl taşla buluştuktan sonra bir daha asla eskisi gibi olamaz, olamaz .."

Elif Şafak böyle diyor aşk adlı romanın giriş kısmında. sevgili ella'nın  iz düşümleri ve dışa vurumlara şöyle bir yana dursun gölün sakinliğini ve nehirin akışını hayranlığımla birlikte rüzgarımla selamlıyorum..

Tags:

Ayıraç

0

istanbul'un ulaşım ve park sorunu üzerine

by kuzeys 15. Temmuz 2010 09:58

duyanlar duymayanlara anlatsın, büyük şehir çalışıyor.


büyük bir üretim aşkıyla hemde,
 %20'si kurumlar vergisine  yani devlet babaya,
%18'i (KDV) katma değer olarak devlet anaya, (personelin stopajı, sigorta primi )
%25' büyük şehir belediyesine
%12 Personelin maaşı (kayıt içi) olsa (dikkate edin stopaj,sigorta primi KDV 'de ödüyor)
geriye kalan %25 ise  yeni kamusal alan işgalleri ve güzel rant kaynağı olan otoparkların inşasında kullanılmak üzere tekrar ekonomiye geri kazandırılıyor.
Yani her durumda kasa kazanıyor

ve büyük şehir büyük bir çoşku ile çalışıp sözde bizim hayrımıza özde kendi hayırına amme hizmeti vermeye devam ediyor.
Bunu ben demiyorum, bunu  ntvmsnbc 'e röpörtaj veren  HER FİŞİN BİR ANATOMİSİ VAR  başlıklı söyleşisinde İSPARK Genel Müdürü Kadir Gurbetçi diyor. bkz:
ve ardından ekliyor ;

Park et, metrobüse bin! (Bedava olan, 1 Lira - 3 Lira olan, 13 saati bedava, 13 saati 3 Lira olan yerler var. Buradaki amaç; "park et ve metrobüse git"...)
Park et, İDO'ya bin!  (
13, 14 saat hatta Kadıköy'de 24 saat park edebilirsiniz ve bunların toplam bedeli de gün boyu 4 veya 5 Lira'dır. )
Park et-devam et ! (transfer merkezlerinden alınan sürücüler 08.00-17.00 saatleri arasında 5 saati ücretsiz, 17.00’dan sonra ise giriş-çıkış ücreti olarak 3 TL ödüyorlar)

Katlı ve açık otoparklar
Üsküdar kat otoparkında günde 2 saat ücretsiz. Bu sistemden her ay 50 bin araç yararlanıyor.
Zeytinburnu'nda, yüne günde 2 saat ücretsiz olan iki ayrı yer altı otoparkı var. Büyükçekmece'de de iki tane otopark mevcut. Ümraniye'deki kat otoparkında ise günde 1 saat ücretsiz giriş mümkün.

Yani metrobüse yakın otoparklar sudan ucuz, denize yakın olanlar gün boyu 4 - 5 Lira, ayrıca açık ve katlı otoparklar da yine oldukça uygun olarak fiyatlandırılıyor. Böylelikle "yolu meşgul etme, otoparka gir, işini gör ve git" demek istiyoruz. Caddeler fiyatları ise daha yüksek, kademeli artışlar söz konusu.

Neden yüksek peki?
Şöyle bir nedeni var:
Caddeler kısa süreli parklanma yerleri. Biz bu fiyat politikasıyla uzun süreli kalmaya mani oluyoruz. İşyeri sahiplerinin araçlarını sabahın erken saatlerinde bırakıp akşam almalarını istemiyoruz.

"YÜKSEK FİYATLA 'GELME' DİYORUM"
Örneğin; Eminönü'ne giderseniz, Sirkeci Gar ya da Mısır Çarşısı önüne, Sultan Ahmet Meydanı'na 1 saat için 5 Lira ve her saat 3 Lira'dan park edersiniz. Burada şunu demek istiyorum; deniz otobüsü, otobüs, tramvay ve demirylu alternatifleri var. Ayrıca bölgede ucuz açık ve kat otoparkları (mesela 630 araçlık Veznecilerin karşısındaki Gedikpaşa Kat Otoparkı veya İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin önünde açık otopark) mevcut. Ama siz ısrarlar Mısır Çarşısı'nın önüne park etmek isterseniz biz de yüksek fiyatlarla caydırıcı oluruz. Burada dipnot şu: 'Gelme' demek istiyorum; yoksa çok para kazanayım diye bakmıyorum... Tabii böyle bir kararda alternatifleri göz önünde bulunduruyorum.

Bu bir işletme, trafik yönetme ve parklanma politikası...

bla bla bla merak edenler için ula ula ula

bu ülkede ot'a, bok'a suy'a  kaldırım alanları dışındaki karbondioksit kaplı çimenler dışında aldığımız nefese bile vergi öderken, birileri kamuya ait alanları parselleyip deli dumrul gibi haraca tutup daha fazla nasıl sömürürüm diye kafa yoruyor ve binbir zorlukla alınan araçları kullanma diyor. Üstelik bunu devlet ile danışıklı dövüşüklü yapıyor.

devlet ile danışıklı dövüşüklü yapıyor diyorum; çünkü devlet asli görevini ret ediyor , kabul etsede imkanlar ve koşullar deyip çamura yatıyor. Ama fakat lakin vs gibi bağlaçlara kendi  sosyal devlet anlayışını, doktorinselleştirerek kanun devleti haline sokup kazancına kazanç katarken bizi her geçen gün dahada yoksullaştırıyor.

 araç yakıtına en çok vergiyi biz ödüyoruz. araç vergilerini, ÖTV, lüks vergilerini saymıyorum bile, Lambur lumbur araç sürdüğümüz yollarda oto tamircilerini ihya etmemiz yeter bir kere.

İspark müdür biraz önce alıntıladığım yazıda isparkın 2004 - 2008 yılları içerisinde 4 yıllık sürede 250 milyon liralık bir rant oluşturduğunu söylüyor.

ebe kardeşim benim canı cehenneme dediğim şey şu;

siz bu kentin ana şartellerinde, (metro, tranway, e-5 - tem)  giriş çıkış bağlantı merkezlerindeki devlete yada vatansever yurtdaşlara ait alanları özellikle isparkı kamulaştırsanız orlara  orduya ve makam araçlarınıza ödediğiniz paralardan bir bütçe ayırıp devsal otoparklar dikseniz ve günde 1 Türk Lirası alsanız hatta almasanız insanlar binbirzorlukla bindikleri araçlarına her gün binmenin keyfinde mahalle çıkışlarına kadar araçlarını kullansalar ve araçlarına en geç 40-45 dakikada ulaşabilceklerini bilseler bu şehirde ne park sıkıntısı kalır nede trafik sıkıntısı. Yapmanız gereken ispark'a, park yeri vermek yerine yol vermek. Mesala istanbul anadolu yakasında e-5 boyunca her üst geçit neredeyse bir mahalle çıkışı. Her mahalle çıkışına bir ücretsiz otoparklar yapılsa (  anadolu yakasında  tuzla -kadıköy arası 25 -30 bina demek- devletin alım gücü ve alacağı fiyatalarda hiç bi rakam yani..) ve tam bu otoparkları toplu taşıma araçlarına bağlasanız metrobüs'ün yarattığı açıcılık gibi trafik açılır ve insanlar şehrin bir ucundan diğer ucuna 40-45 dk gibi bir süre de ulaşabilir. Bu süre 1 saati bile geçse trafikteki hiç bir sürücüye dokunmaz çünkü bazen 10 dk lık yol 2 saatten fazla sürebiliyor. Ve köprü ve bağlantı yolları direkt açılır. Yalnız ticari eşya, yük taşıyan ve servis çeken yahut zorunluluğu araçlar trafiğe katılır. Ve katılmayakları için ise sigara bırakma kampanyasındaki gibi yahut trafik kurallarına uyalım kampanyasındaki gibi çalışmalar yapılıp kent kültürümüzü oluşturabiliriz. Bu durum araç yakıtı vergilerinden muntazam bir rant elde eden devletin düzenini bozabilir ama inanın egsoz gazından oluşan rahatsızlıkların azalmasıyla kamu hastanelerini ve sosyal sigorta kurumunu rahatlatır.

Semt içi trafik istanbul'da en çok ispark'ın işgal ettiği semtlerde var çünkü sağ sol bloğu  yasal değnekçilik yapacağım diye kapatıyor. İspark mahallerden kalkarsa semt içi trafik %200 rahatlar.

Esanıfın mal indirme yükleme saatlerinide belirleseniz ve özellikle semt içlerindeki özellikle mevkisine göre bankalara park alanı açma  zorunluluğu getirseniz bu şehirde nefret edilebilcek bir trafik sıkıntısı yaşanacağını düşünmüyorum.

Tags: , ,

canı cehenneme

0

ser'ü'ven yolunda

by kuzeys 12. Temmuz 2010 07:33

ser'ü'ven yolunda

kümülüsler geçiyor ya
sanki birer nimbüs bulutlar seyrimde,
bir öz'e'lemin gerçekliği vuruyor kıyılarıma.
Sıcaklığına hasret soğukluğuna gebe kaldığım
bir çocuğun ağmalıklı gözleri geliyor önüme..

Yol hikayeleri ile seyir ettiğim bu yerde
ne ben bir hancıyım
ne sen bir yolcusun
vakit an'sızın geçip giderken
göçmen bulutlar aniden yazılmazlar serseri rüzgarlara.
Bir oluşumun içerisinde doğurur evren
babasını takdir etmesede dünya
anasını sever, o doğuştan kadındır.

Son başlangıçtır,yeni sonlara..
başlangıç ise bir elvadadır,önceki sonlara../..

Tags: ,

denemeler

0

Kavga Yoldaşı'ma

by kuzeys 12. Temmuz 2010 07:27

Kavga Yoldaşı'ma
isimsiz bir serüvenciye

 

17'sinde düşmüştük yollara;
doğan güneşi selamlardık her hecenin sabahında;
bir aşka bakar onu anlamaya sarmaya çalışırdık..
slogan seslerinin altındaki ezgilerde...

Korkularımız daha çömdü..
eziliyordu sevincimizin, umudumuz altında..
Kaybedilecek şeyi olanlar düşmesin yola diye sesleniyordu..
Ajitör yoldaşlar..

 

Yoktuda..Sevdamızdan öte bir şeyimiz..
bir yoldaşın sıcaklığından gözlerinin karasından
başka neyimiz vardı ki..

Maviye çalardı gözlerimiz;
Düş'se bile kavgada düşer diyorduk gecenin ortasında
yıldırım gibi çakmak, çakmak çakan gözlerimiz..

Zippoydu.. Sönmezdi.. Bir derin nefes .. Bir içten küfür..
Kavga.. Sokaklar isyanda..
Havada ki benzin kokusu... Hücremde ki nem kokusu..
Siliniyordu baharın gelişiyle..

Durmak yok ! Zaten; daha çok yolumuz var..
Yoldaşlarla halaya durup..
Bir gece ansızın haydarpaşa tren garından
usulca süzülüp anadolu ekspresiyle
yitik ülkenin bereketli topraklarına...

No Passaran!
İşçiler birleşin.. Proleter Bir Devrimin Neferleriyiz... Biz..
Bölge Komünist Partisinin..Genç Komsomollarıyız..
Newroz Ateşini getirdik sizlere..
Hep birlikte etrafında ısınalım..
Şölenlere duralım diye..düşecektik..yolllara..
Dünyayı Anadoludan Sarsacaktık Yoldaş!

Yoldaş sen...

Uykusuz gecelerimizde, rotasyonların korkusuyla..
Yarım kalan eylemlilik planlarımızda kaldın...
Yol yöntem araç ilişkilerinin arasında sıkışan..
Olanaklarda kaldın ...
Oysa bizim işimiz olanasızlıklar içinden
olanak çıkarmaktı...

Kuşlamalar,pullamalar,yazılamar yapacaktık...
Meşaleler altında yoldaş eylemlilikler düzenleyip...
Bomba gibi düşen pankartlar asacaktık...
Gecenin karasında..Düşlerimiz maviye çalarken..
Ne yapmalı yı defalarca kez okuduktan sonra..
Her seferinde raporlar yazacaktık...
Bir yandan Nazım Yoldaşı anıp..
Yaşamaya Dair'i okuyacaktık..
Yoldaş Sen;
70'inde bile deyişlerimizde kaldın..

Kızıl toplantılara.. Ölesiye hazırlanıp..
Yukarıdan gelen selamlara cevap verip..
Biz'de geliyoruz.. Bekleyin yoldaşlar!
Daha polit" büro var..
delirmedik biz
deyişlerimizde kaldın...

Yoldaş Sen; Boğazına saplanan fünyenin........
Soluğunu kesişinde kaldın......
Ölümlerde değil yoldaş.. ihanetler de kaldın..
Sen...
Düşlerimize karabasan olanların çizgisinde kaldın..
Sus..Bomba Sus..
Yoldaş Ben... Sende kaldım..

 

Tags: , , ,

denemeler

0

Sofu Düş'ümler

by kuzeys 12. Temmuz 2010 07:20

Sofu Düş'ümler

elleri çüklerinde gezen adamlar gibi,
gözü uçkurunda yaşayan bir kadın
kadının gözlerinde bir perde
perdenin arkasında ab-ı hayat..

gel görki tanrı çoktandır
kilit vurmuş sahneye
anahtarı gayri müslim bir melekte..

yel aldı götürdü
yetiş bakalım yetişebilir' sen..


ah sen !
günah çıkaran sözlerin bir yana dursun
bu yiğit
bu sırça
bu mandaval orduları yokmu
iyiliğin
beyaz bir çarşafın
söküğünden bakarlar dünyaya..

toz ile pembenin buluştuğu
bir aralıkta
kızıl bir gezegendir venüs
onlar için..
yeşeren düş'lerden
toprağa düş'en bir cemre gibi..
ya görülür
yada görülmez..


ah siz!
İstemsiz sevinçleri kırbaçlayan
kör olası
edep haya uslanma bilmez
şeytanlarım..

yoktur
örf adet gören
usul erkan bilen
görücü düşlerin gölgesinde..
kurumuş dudakları kemirmek kadar
sıkıcı bir şey daha.
ne sabah olur,ne de gece
isteksiz katlanışlar ve yakarışların
manzumeleriyle inlesede dünya
aratır en dandik sokak orospusunun
ciklet çiğneyişin seslerini..
dünyanın her tur atışında
daha çok sarılır insan
yalana ve riyaya..

Oysa
aşk ve tutku işlemeli bir bornozla girmeli
insan odaya..


O vakit yer göğe, gökte yere karışmadan
çok sesli bir ezgi kaplar gök kubbeyi
ve şeytan secde eder insana..

 

Tags: ,

denemeler

0

İvedi(K)

by kuzeys 12. Temmuz 2010 07:13

İvedi(K)


Gece, güne karasını çalarken, vakit henüz erkendi. Maviye, yeşile çalan gökyüzü, utancından kızıllaşıyordu. Şehrin adımları, olur olmaz her yerde koşuştururken, korna sesleri betonarme yapılara çarpıp gök gürültüsü gibi çöküyordu evlerimize. Duasına çıkılan yağmurlar, yağmayı bekliyordu şehre sokulmamış evlerin üzerlerine. Ve gün tinsel bir seremoni ile batarken şehrin kıyısında âşıklar için, İşçi Recep vardiyasından çıkıyordu.
Vakit henüz daha çok erkendi !;


vardiyasından çıkıp evine dönmeye hazırlanan Recep'in vakur bir şekilde proleter tabanları ile esnaf ziyareti yaptıktan sonra salaş bir meyhanede iki tek atıp neşelenmesi için. Vardiyası dakikalar önce bitmiş olmasına rağmen, kapının önüne gelen ayakları beton gibi kaskatı kesilmişti. Günün tüm telaşını ve koşuşturmasını neşter gibi kesip atan fabrika zilinin çalması, Recep'i derin bir çaresizliğe boğmuştu. Ömrün muhasebesini yapmayan Recep, bir ayın muhasebesini yaparken buldu kendini kapının önünde. Bir aylık muhasebe mi yoksa kapının önünde bulunmak mı, ürküttü Recep’i bilinmez ama kurumuş ter kokusunu sigara dumanına katarak hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Her akşam onu mahallesine götüren adımları bu akşam onu ters bir istikamete doğru yöneltti. Mahallesinden uzaklaşan Recep her adımda daha çok yaklaştı kaçtığı şeye ve kendini vitrinlerin arasında dolaşan kalabalığın içerisinde buldu. Şehir öylesine hareketli ve hızlı akıyordu ki şehrin caddelerini panayır yerinden ayıran tek şey, orada bir panayırın bulunmayışı ve bunun günlük bir koşuşturma olmasıydı. Herkes görmek istediklerini, görerek çarpmadan ama birbirine sürtünerek ilerliyordu. Yoksul sokakların sefaletini unutan ve bir an için de olsa kafasını dağıtan Recep şehrin ışıklarını ve ışıltılı vitrinlerini seyre daldı. Göz kamaştırıcı, insanın içini açan eşyalara bakıp, bunu yoldan geçen insanların renkliliğiyle süsleyen Recep, etrafındaki aldırmazlığı görünce, fundalıklardan süzülen esintiler kadar olmasa da, günün çaresizliği karşısında bir serinlik hisseti. Şehrin büyüsüne kapılan Recep, günlük sorunlardan uzaklaşıp, insan içine çıkmanın vermiş olduğu rahatlıkla, bu şaşalı hengâmeyi seyre dalıp turlarken, ertesi gün düzenlenecek miting için şehre giren bir partinin konvoyunu ve konvoyun hemen önündeki otobüsün içerisindeki şişman politikacıları gördü.


Gürültü ve coşkulu seslenişlerin yükseldiği konvoydan, cennetten direk müstakil tapulu toprak satışı vaatlerini işiten Recep, yoksul mahallesinin kara saçlı, kömür gözlü çocuklarını, umudun şarjörüne mermi koyan bildirilerini düşünmeden önce, öğle yemeği sonrası muhasebe ile yaptığı görüşmeyi hatırladı. Piyasadaki sıkıntılar yüzünden patronun bankaya işletsin diye verdiği ve alamadığı repo paralarının şirkete daha ulaşmamış olması ve avans için istemiş olduğu birazcık parayı da, patronun şehir dışından gelen misafirler için bütçe olarak ayırdığını işittiği anı düşündü. Öğlen yediği tokat değil ama şimdi bu kalın enseli, gür sesli, coşkulu adamları görünce bu tokat, onun puslu düş ile gerçek arasında yaratmış olduğu bir an'ı silme tokat dağıtmıştı. Zamanın eğretisi içinde gerçeklerin tahakkümüne maruz kalmıştı Recep. Dededen kalma bir söz, geçmişin derinliklerinden çıkıp "Eğreti eşeğe binen tez iner." diye seslenip, onu tekrar mahallesine yöneltti. Dönüş yolunda, biraz önce tüm albenisi ile onu etkileyen şehrin ışıkları ve ışıltılı vitrinleri ona bir cam kadar yakın olup bir yıldız kadar uzak gelmeye başlamıştı. Şehir tüm büyüsünü yitirmişti artık. Gün, geceye tutsak düşmüştü. Ve Recep'in yorgun bedeni varlığını öylesine hissettirmeye başlamıştı ki, ilk ses şişen ayaklarından geliyordu. Kendinden çok uzun zaman önce vazgeçen Recep, homurdanan vücuduna bakıp gülümsedi ve bu sesi kendine daha tanıdık kabul edip, günün ilk samimi gülümseyişinin içerisinde derin ve kadim bir duygu hisseti. Evine dönmek için yöneldiği yolda, Puslu düş'ü ile vedalaşmak için arkasına bakıp keyiflenmeye çalıştığı sırada, elini bir dal sigara almak için cebine uzatınca, yoksul cebinden karısı Fatma, kızı Ayşe ve oğlu Hasan için çıkan faturaları görünce, düğüm düğüm olan boğazına inat, bir küfür salladı dünyaya içten içe. Yutkusunu, o gün bu gün, Recep'(ler) dışında kimsecikler unutmaz.

Tags: , ,

denemeler